Eşimden Şiddet Görüyorum Diyenler Kadına Şiddete Son Numaraları

Kadın ve çocuğa yönelik istismarın önlenmesi, kadınların toplumdaki statülerinin yükseltilmesi, çocukların yüksek yararının gözetilmesi amacıyla Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiş bir özel servis numarasıdır.  ALO 183

KADINA ŞİDDET UYGULAYAN ERKEK DEĞİLDİR ! '' Evinizde şiddet görüyorsanız ya da şiddet gören birilerini tanıyorsanız bu numarayı arayabilirsiniz. 0212 656 96 96

Kadın masaya dayandı. Elindeki limonu çorbanın içine sıktı. Çocuğu biraz olsun nefes alabilsin diye. Üşütmüştü. Kızdığı çocuğu, bağırdığı çocuğu, ateşler içinde yatıyordu önünde. Yeter ki nefes alsında ateşi düşsünde gene kavga etsinle...rdi.! Gene sözünü dinlemesindi.. Yemeğin en güzel yerini, ekmeğin en sıcak olanını koydu sofraya,İyi geceler kokan çarşaflarla örttü üstünü, kızarmış ekmek kokan elleriyle okşadı yüzünü, lambayı gene onun için açık bıraktı, ödeyemeyeceği elektrik faturası bildiqi halde BÜTÜN ANNELER DEĞERLİDİR SAHİP ÇIKALIM.

Erkekler Neden Kadına Şiddet Uygular?

Aslında Erkek yetersizliğinden dolayı şiddete başvurur

Şiddet, otorite sağlamak amacıyla güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden bir davranış türüdür. şiddet sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değildir...
Şiddet, otorite sağlamak amacıyla güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden bir davranış türüdür. Şiddet sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değildir. Aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak, ihmal, tecavüz, zorla evlendirmek de cinsel ve psikolojik şiddettir.

Şiddeti, uygulanışı ve uygulandığı kişiler açısından üç ana başlık altında toplayabiliriz:

1-Fiziksel Şiddet
Aile içi şiddetin en sık uygulanan biçimidir. Sarsma, hırpalama, tokat atma, dayak atma, bireye cisimler atma, duvarlara vurma, saçından tutup yerlerde sürükleme, itme, sopa ve odun ile dövme, ellerini kollarını bağlama, zorla cinsel ilişkide ve tacizde bulunma, kesici ve delici aletlerle üzerine yürüme, bunları kullanarak kişiyi yaralama, ateşli silahlar kullanma, kişileri öldürme gibi durumlar fiziksel şiddet uygulamalarıdır. Bunlara ek olarak görülen bir fiziksel şiddet türü olan ihmal daha çok çocuklar ve yaşlıların maruz kaldığı istismar türüdür. İhmal, şiddet uygulayan kişinin şiddete maruz kalan kişinin sosyal ve maddi ihtiyaçlarını gidermemesi, bunları sağlamada yetersiz davranması olarak kendisini gösterir.
Evlilik içi ırza geçme (kişinin rızası olmadan cinsel ilişkiye zorlama), başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yönden aşağılama, cinsel organlara zarar verme olarak açıklayabileceğimiz cinsel şiddet de fiziksel şiddetin bir parçasıdır.

2-Duygusal (Psikolojik) Şiddet
Kişiye bağırma, başkaları önünde küçük düşürme, gururunu incitme, hakaret etme, kişiyi fiziksel şiddet uygulamakla tehdit etme, kişinin duygu ve düşüncelerini açıkça ifade özgürlüğünü elinden alma, kendi gibi düşünüp davranmaya zorlama, kişinin hareket özgürlüğünü kısıtlama, kendi aile bireyleriyle veya arkadaşlarıyla iletişimin yasaklama, kişinin istediği gibi giyinme özgürlüğünü kısıtlama gibi fiziksel bir baskı olmaksızın uygulanan ve ruh sağlığını bozucu eylemlerin tümü duygusal şiddet kapsamındadır.
3-Ekonomik Şiddet
Kişilerin çalışma ve gelir sağlama özgürlüklerinin ellerinden alınması, mal alıp satmalarının engellenmesi, gelirlerine el konulması, gelir sağlamak üzere çalıştırılmaya zorlanması, zorla çalıştırma ve gelirine el koyma gibi eylemlerdir.

Şiddet türleri arasında psikolojik ve cinsel şiddet ekonomik şiddete göre daha travmatik sonuçlar doğurur. Psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalan kişiler özsaygısını yitirir, kendisine ve çevresine güvenini kaybeder ve sürekli korku duyarlar.

Şiddetin döngüsel bir yapısı vardır. Bu döngü birbirini takip eden üç aşamadan oluşur: gerginlik, patlama ve özür. Ve tekrar gerginlik, patlama ve özür. Bu döngüsellik kırılmadığı müddetçe artarak yaşanır. Zaman zaman sonuçları yaralanmalara hatta ölümlere yol açan bir kısırdöngüdür. Şiddet uygulayan kişi gerginliğin artması evresinde kızgınlığını kontrol edememe yönünde sinyaller vermeye başlar. Şiddete uğrayan kişi bu dönemde bir şeylerin yolunda gitmemeye başladığını hisseder. Patlama evresinde şiddet uygulayan kişi sözlü, fiziksel ya da cinsel olarak karşısındakine saldırır. Bu saldırı süresi kısa veya uzun olabilir, hatta günler sürebilir. Patlama evresini özür takip eder. Özür evresinde şiddet uygulayan kişi şiddete maruz kalandan özür diler, affedilmek ister, bir daha olmayacağına dair sözler verir.

Bazen özür evresi yaşanmayabilir ve gerginliğin artması-patlama ikilemi devam edip gider. Bazı kişilerin ise şiddeti ne zaman uygulayacakları belli olmaz, beklenmedik bir zamanda ön belirti vermeden patlayabilirler.
Gerginliğin artması döneminde her iki taraf da etkin çatışma çözme yöntemlerine başvurursa bu kısırdöngü kırılabilir.

Şiddet modelleyerek öğrenilen bir davranış biçimidir. Şiddet kuşaktan kuşağa aktarılır. Şiddet uygulayanların büyük bir bölümünde çocukluk döneminde aile içi şiddete maruz kalma ya da aile içi şiddete şahit olma gözlemlenmektedir. Şiddet uygulayanların büyük bölümünün, çocukluk dönemlerinde doğrudan şiddet görmediği, büyürken anne babaları arasındaki şiddete tanık oldukları gözlemlenmektedir. Çocuk için özdeşim nesnesi olan biri (örneğin baba), aile içinden bir başkasına, yineleyici biçimde şiddet uyguluyorsa, çocuğun saldırganla özdeşimi, doğrudan şiddete maruz kalan çocuğun özdeşiminden daha kolay olabilmektedir. Kuşaktan kuşağa aktarılan, her zaman basitçe şiddetin kendisi değil, bu durumu çevreleyen duygusal atmosferdir. İçselleştirilen öfke, korku ve çökkünlük duyguları, kişinin tutum ve davranışlarını yaşam boyu etkileyebilmektedir. Şiddet ve ihmal sonucu oluşan intrapsişik yapı, çoğu kez yine çeşitli biçimleriyle şiddeti doğuran bir saldırganlık kaynağı oluşturmaktadır.

Şiddetin nedenleri ise çok çeşitli ve karmaşıktır. Şiddetin nedenlerini biyolojik, psikolojik ve sosyal olmak üzere üç ana başlıkta inceleyebiliriz.

1-Kadına Yönelik Şiddetin Biyolojik Nedenleri:
Erkeklik hormonu testesteronun şiddet kullanma eğilimini arttırdığı yönünde tezler vardır. Erkeklerde saldırgan davranışların yaşla birlikte düşüş göstermesi, testesteron hormonunun şiddet uygulamada etkili olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca şizofreni ve alt tipleri gibi psikotik durumlar ve kişilik bozuklukları da –antisosyal, narsistik – şiddeti yükseltebilmektedir.

Madde kullanımı – uyuşturucu, uyarıcı, alkol – ise diğer bir biyolojik nedendir.
2-Kadına Yönelik Şiddetin Psikolojik Nedenleri:
Şiddete maruz kalan kadınlar, şiddet görerek yaşamayı seçmek istedikleri için seçmezler. Şiddet uygulayan erkeklerin büyük bir bölümü, aile birliğinin ilk dönemlerinde şiddete yönelmez. Evlilik ilişkisi derinleşmeye başlayıp, kuvvetli duygusal bağlar oluşmaya başladığında, şiddet eğilimleri kendini gösterir. İlk şiddet atağı, şiddete maruz kalan kadın için kötü bir sürpriz olur, ama hiç bir şekilde şiddet eğilimi olarak yorumlanmaz. Ancak gerçek, şiddetin doğasının zaman içinde arttığıdır. İlk yaralanmalar hafif ve önemsiz olarak kabul edilir ve şiddete maruz kalan kadın, şiddet uygulayan kocasının aslında kendisine zarar verme kastı taşımadığına inanır. Eşine karşı duygularında önemli bir değişiklik olmaz. Ancak zaman geçtikçe, şiddet yaşamın döngüsel bir parçası olmaya başlar. Şiddetin boyutu yükseldiğinde, şiddete maruz kalan kadının duygusal bağları giderek zayıflamaya başlar. Ancak eşini terk etmesi durumunda daha büyük bir şiddet atağı ile karşılaşma korkusu oluştuğu için ve buna aile, sosyal çevre ve sosyal kurumlardan destek alamama korkusu da eklenince, şiddete maruz kalan kadın, yıkıcı bir evliliğin içinde hapsolur. Şiddeti uygulayan kişiler, uyguladıkları bu şiddet karşısında elde edecekleri kazancın, şiddetin maliyetinden daha fazla olduğunu düşünürlerse, şiddeti uygulamaya devam ederler. Erkekler niçin kadınları döverler? Çünkü bunu yapabilirler.... Erkekler için eşlerini dövmenin kazançları; duygusal baskıları ortadan kaldırmak, hayal kırıklıkları için bir çıkış yolu bulmak ve kendi isteklerinin gerçekleşmesini garanti altına almaktır. Buna karşılık maliyet oldukça düşüktür. Çünkü: Kadınlar gerek fiziksel, gerek sosyal, gerekse ekonomik açıdan yetersiz olduklarından buna karşı koyamazlar. Toplum bu olguya aile içi özel mesele gözüyle bakar ve koruyucu toplumsal örgütlerin çabası da sınırlıdır. Şiddeti uygulayan kişinin karşılaşabileceği en ciddi maliyet, eşin boşanma yoluyla kaybedilmesidir ki, bu da çoğu kez şiddet uygulanmasının arttırılması yolu ile kontrol altına alınır.

Kişilerin şiddete başvurmalarının nedenlerini kısaca şöyle sıralayabiliriz:
Duygusal baskı ve sorumluluklardan kurtulma
H ayal kırıklıkları için çıkış yolu bulma
İsteklerini gerçekleştirme
Empati yeteneğinin olmaması
Aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme
3-Kadına Yönelik Şiddetin Sosyal Nedenleri:
Şiddet uygulama ve şiddete maruz kalma öğrenilen bir davranıştır. En önemli öğrenme kaynağı ise, şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesidir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde, aile içi şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişenlerin, şiddet gösterme eğilimine sahip oldukları bulgulanmıştır. Ayrıca şiddetin, toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı (“kızını dövmeyen dizini döver”, “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” anlayışları ve annesini, kız kardeşini döven erkek çocuğunun itibar görmesi gibi) olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir. Toplumların sahip oldukları iletişim becerilerinin zayıflığı, duygu ve düşüncelerin kışkırtıcı biçimlerde ifade edilmesi alışkanlığı, bilinçsizce yapılan suçlamalar, hatalı namus ve ahlak anlayışları da şiddetin sosyal nedenleri arasında sayılabilir. Yoksulluk, eğitimsizlik, hayat karşısında başarısız olmak, beklentilerin ve kazanılmış niteliklerin yoksunluğu, kadınların sosyo-ekonomik bağımlılığı, kadının mesleğinin ve gelirinin erkekten daha iyi olması gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddet uygulanmasına neden olabilir.

Şiddetin etki ve sonuçlarını da üç ana başlıkta toplamak mümkündür:
1-Şiddetin fiziksel etkileri ve sonuçları vücudun çeşitli yerlerinde oluşan yara, bere, morluk, şişme, sıyrık, kesik, kanama, yanık, kırıklar, göz ve beyin hasarları, iç organ yaralanmaları, bütün bunların sonucunda gelişen çeşitli hastalıklar, kalıcı sakatlanmalar ve nihayet ölümdür. Şiddet cinsel alana yönelik fiziksel şiddetse, cinsel organlarla ve hastalıklarla ilgili bedensel etkiler de ortaya çıkar.
2-Şiddetin psikolojik etkileri ve sonuçları, fiziksel etkilerinden çok daha önemlidir. Fiziksel etkilerin bir çoğu bir süre sonra tedavi edilebilir ve ortadan tamamen kaldırılabilir, ancak psikolojik etkiler hem zor tedavi edilir hem de tedavisi çok uzun sürer. Şiddete maruz kalan kişilerin bir kısmı hayat boyu psikolojik destek almak zorunda kalırlar. Şiddete maruz kalan kadınların psikolojik bozukluk geliştirme açısından daha büyük tehlike altında oldukları bilinmektedir. Şiddete uğrayan kadınların ilk şok ve inkar dönemini atlattıktan sonra, şiddete şiddet ile karşılık verme ve daha sonra da depresyon ve kendini suçlama tutumu takındıkları gözlenmektedir. Dövülen kadınlar bu dönemde çaresizliği öğrenmektedirler. Bilişsel bozukluklar, kendini küçük ve önemsiz görme, sosyal hayattan uzaklaşma, özgüven ve özsaygıyı kaybetme gibi etkiler görülmektedir. Cinsel bakımdan fiziksel şiddete uğrayanlarda oluşan etkiler ise daha ciddidir. Depresyon, korku, çeşitli kişilik bozuklukları, bağımlılık yapan maddelere yönelme, kendini suçlu hissetme, utanma, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları kendine zarar verme girişimlerinde bulunma ve özkıyım eğilimi bu kişilerde görülen psikolojik etkilerin en önemlileridir.

3-Şiddetin sosyal etkileri ve sonuçlarına gelince, bir toplumda şiddet yaygınsa, bu toplumun bireylerinin büyük bölümünün beden ve ruh sağlıkları bozuk demektir. Beden ve ruh sağlığı bozuk toplumlarda cinayetler, cinnetler ve özkıyımlar artar. Özellikle toplumumuz için önem taşıyan ve kurbanlar açısından oluşan diğer bir çok önemli sosyal etki de, namus uğruna şiddete maruz kalmış olan kadınların toplum tarafından dışlanması, istenmemesi, bu kişilere, kirletilmiş, işe yaramaz gözüyle bakılması, bu kişilerin toplum içine kabul edilmeyerek yalnızlığa itilmeleridir.

Şiddete eğilimi olan ve uygulayan kişilerin özelliklerine bakacak olursak, şiddet uygulayan kişiler:
Kendi ihtiyaç ve isteklerinin daha önemli olduğuna inanır ve istekleri yerine gelmediğinde aşırı tepki gösterirler
Gerçekçi olmayan beklentileri vardır

Sorunları için başkalarını suçlama eğilimindedirler
Dürtüseldirler
Yanlış davranışlarını kabul etmezler
Sıklıkla terk edilme, kayıplar, yardımsızlık, bağımlılık, güvenlik duygusunda azalma, mahremiyet ile ilgili sorunlar yaşarlar
Kişilik bozukluğu tanısı alanlarda şiddet uygulama davranışı yüksektir
Engellenmeye karşı düşük tolerans gösterirler (kolayca sükunetini kaybederler)
Şiddet uygulanan ailelerde büyümüşlerdir.
Kendi davranışları ile ilgili inkar, küçümseme, iddiacı ve yalana yönelme şeklinde bir tutum içindedirler
Şiddet konusundaki görüşlerine herkesin katıldığını ve şiddetin günlük hayatla baş etme yollarından biri olduğu görüşündedirler
Empati yapma yetenekleri zayıftır
Sıklıkla kendilerini ‘özel’ olarak görmekte, koruyucu ve bakım verici olarak özel ilgiye hakkettiklerini düşünmektedirler
Kıskançlık ve yoğun kaybetme korkusu yaşarlar
Başkalarının davranışlarını kontrol etmek isterler
Aşırı alıngandırlar
Düşük benlik algısı ve saygısı (dışarıya karşı aşırı güvenli bir görünüm verebilirler, hatta buna kendileri de inanabilirler, ama gerçekte olumsuz benlik algısına) sahiptirler
Ani duygudurum dalgalanmaları vardır
Davranışlarının başkaları (özellikle şiddet uyguladıkları kişiler) üzerindeki olumsuz etkilerini görmezden gelir ve kabul etmezler
Aile kurumu içindeki veya toplumdaki cinsiyet ayırımcılığı kalıplarında yararlanırlar. Kadın ve erkek davranışları konusunda katıdırlar (cinsiyet rolleri)
Alkol veya madde bağımlılığı, ruhsal rahatsızlıklar gibi şiddeti arttırabilecek diğer etkenlerden birine de sahip olabilirler.

Şiddete maruz kalan kadınlar aşırı korku, korktuğu zamanlarda başlayan titreme krizi, ani seslere karşı aşırı tepki, çarpıntı, öfke patlamaları, içten içe aşırı kızgınlık ve intikam alma isteği, ürkeklik, sessizlik, çekingenlik, uyku sorunları ve korkulu rüyalar görme, halsizlik, bitkinlik, baş dönmesi ve ayakta duramama, unutkanlık, umutsuzluk, çaresizlik duygusu, geleceğe yönelik plan yapamama, karar verme güçlüğü, aşırı mutsuzluk, yaşamdan zevk alamama, perdeleri açma korkusu, sokağa yalnız çıkamama, güvensizlik, kendini sevmeme, kendinde bir sorun olduğuna inanma veya her şey için başkalarını suçlama, düzgün cümleler kurmakta zorlanma, konuşurken göz iletişimi kuramama, donuk bakma, sık ağlama krizleri, suçluluk duyguları, şiddetle bağlantılı olarak kendini suçlama, duyguların ani değişimi, karışık duygular, uğradığı şiddeti gizleme ya da daha önemsiz gösterme gibi özellikler gösterirler.

Şiddet gören kadın,
Korkar: Korku, şiddete maruz kalan kadının en baskın duygusudur. Korku uyku düzenini etkiler; uykusuzluk ve kabuslara yol açar. Bu safhada kadın yardım almayı ister ama erkeğin müdahale eden kişilere de zarar vereceğinden korktuğu için şiddeti gizleme eğilimine girer.
Benlik saygısını yitirir: Sürekli şiddete maruz kalmanın en belirgin sonucu kadının özsaygısı düşer. Kadın kendisine takılan "çirkin, aptal, beceriksiz, kötü anne, pasaklı, geri zekalı …" gibi sıfatları benimsemeye başlar. Yaşamı üzerinde kontrolü kaybetme duygusu yaşar ve karar vermekte zorlanır.
Baskıyı içselleştirir: Bir kişinin kendisinin daha önemsiz olduğuna ve kötü davranılmayı hak ettiğine inanması, karşısındaki kişinin şiddet uygulamaya devam etmesini kolaylaştırır. Bu durumda kadın tüm hatanın kendisinde olduğunu kabullenir.
Kendini suçlar: Şiddete maruz kalan kadın sıklıkla kendini suçlar ve erkeği şiddet uygulaması için tahrik ettiğine inanır. Şiddet uygulayan erkeklerin neredeyse tamamının iddiası da budur. "Neden ille dayak aranıyorsun?" "Dediğimi yapsaydın dayağı da yemezdin?" Kadın elinden geldiğince erkeğin istediği gibi davranmaya gayret eder. Şiddeti hakkettiğine ikna olur. Oysa şiddetin kadının davranışları ya da kişiliği ile bir ilgisi yoktur.

Karmaşık duygular hisseder: Saldırgan eş her zaman saldırmaz. Uzun aralıklarla sevecen ve ilgili bir koca olabilir. Bu durum kadında karmaşık duygulara yol açar. Şiddet yüzünden evliliğini bitirmek istemez. Öte yanda gelecek kaygısı da duyar.
Yalnızlık çeker: Şiddete maruz kalan kadın, çocuklarının ve yakınlarının güvenliği için sessiz kalmayı tercih edebilir. İçinde bulunduğu durumdan utanır ve başkalarından yardım isteyemez. Ayrıca kocası; arkadaşları ve ailesi ile görüşmelerini de kontrol ettiği için toplumsal desteği azalır. İçine düştüğü yalıtılmışlık duygusu durumunu gerçekçi bir gözle değerlendirmesini engeller. Böylece erkeğe olan bağımlılığı artar.
Eşinden umudunu kesmez: Şiddete maruz kalan kadın içinden sürekli erkeğinin bir gün değişeceği ve hayal ettiği gibi biri olacağı umudunu taşır.

Duygulanım bozukluğu yaşar: Şiddete maruz kalan kadının duyguları ani olarak değişir- ağlarken güler, gülerken öfke patlaması yaşar.
Öfkelidir: Şiddete maruz kalan kadın kızgınlığını genellikle şiddet kaynağına değil başkalarına -sıklıkla çocuklarına yöneltir. Şiddetin gerçekleştiği anlardan yıllar sonra bile kadının içindeki öfke canlılığını koruyabilir ve hafif bir kışkırtmayla öfkesini başkalara yönlendirir. Kadının intikam alma isteği öylesine güçlü bir hal alabilir ki, bu ihtiyaç tüm yaşamını yönetebilir.
Şiddete maruz kalan ve bizlere başvuran kadınlar en sık depresif bozukluk (%52) ve anksiyete bozukluğu (%22) tanısı alırlar.

Kadınlar maruz kaldıkları şiddeti örtbas eder ve şikayetçi olmazlar. Kadına uygulanan şiddete toplumsal ön yargılarla yaklaşan bakış açısı, şiddete maruz kalan kadını korumaktan çok eylemin varlığını ve sürekliliğini destekler niteliktedir. Cinsiyetçi rollerin şiddeti kabul edişi, toplumsal normların sürekliliğinin bir sonucu olarak kabul edilebilir. Bu kabullenişi “öğrenilmiş çaresizlik” ile açıklamak mümkündür.
Öğrenilmiş Çaresizlik; 1960’ ların başlarında deneysel psikolog Dr. Martin Seligman’ın insanlardaki ‘ kaçma içgüdüsü’ ile ilgili bilgi edinmek için yürüttüğü hayvan deneyleri neticesinde oluşmuş bir terimdir. Bir deneyde kafesin sol tarafına elektrik kabloları döşendi. Kafese konan bir köpek sol tarafa her ayak basışında elektrik çarpmasına maruz kalıyordu. Köpek sağ tarafta kalmayı çabucak öğrendi. Sonra kafesin sağ tarafına aynı amaçla elektrik verildi, ve sol taraf elektrikten arındırıldı. Köpek kısa sürede uyum sağladı ve kafesin sol tarafında kalmayı öğrendi. Ardından kafesin tabanı tümüyle elektrik kabloları döşendi, öyle ki köpek ne şekilde kalırsa kalsın mutlaka elektriğe maruz kalıyordu. Köpek önce kafası karışmış gibi davranışlar gösterdi ve sonra panikledi. Sonunda ‘ vazgeçti’ ve uzanıp yattı, elektrik akımlarını kabullendi ve artık onlardan kaçmaya ya da onları yenmeye çalışmadı. Ama deney bitmemişti. Sonra kafesin kapısı açıldı. Bilim adamları köpeğin koşarak dışarı fırlayacağını umdular, ama o kaçmadı. Öylece elektrik akımlarına maruz kalarak yatmaya devam etti. Köpek artık çaresizliği öğrenmişti.

Deneye kadınlar açısından bakıldığında durumun farklı olmadığı görülür. Şiddete maruz kalan kadın şiddet ve sarsıntılara alışır. Kadın kendisine uygulanan her tür şiddete uyum sağlar. Direnme gücü yok olur. Direnmenin bedeli vardır. Bu bedeli ödemektense, kadın sessiz kalmayı tercih ederek hayatını bir şekilde devam ettirir. Aslında bedeli kendisini feda ederek ödüyor olduğunu bilmeden…

Kadınları kendilerine zarar veren eşleri ile birlikte kalacak şekilde etkileyen bu durum, şiddetin normalleştirilmesidir. Bilim adamlarının ‘ öğretilmiş çaresizlik ‘ dedikleri olay budur.
Kadına yönelik şiddet türleri ve evde görülme sıklığına istatistiksel olarak bakacak olursak:
Erkeğe yönelik şiddet genellikle evin dışından gelirken, kadınlar daha çok aile bireylerinin ya da eşlerinin uyguladığı şiddete maruz kalırlar. Yani kadınlar çoğunlukla kendilerini istismar edenlere duygusal ve ekonomik olarak bağımlıdırlar.

Türkiye'de aile üyelerinin kadınlara uyguladığı şiddet, hakaret ve kadınları ekonomik ihtiyaçlarından yoksun bırakmaktan dayağa, cinsel şiddetten cinayete geniş bir yelpazededir. Türkiye'de kadına yönelik şiddetin en uç noktada yaşandığı boyut "namus cinayetleri"dir. Türk Ceza Kanunu'nda yapılan son değişikliklerle namus cinayetleri "nitelikli adam öldürme" kapsamına alındı ve müebbet hapis cezası uygulaması getirildi.
"Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün 2002 yılı raporlarında belirtilen tahminlere göre tüm dünyada üç kadından biri yaşamlarının bir döneminde dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta ve diğer yollarla taciz edilmektedir. Tacizi yapan kişi genellikle kendi ailesinden biri ya da tanıdığı bir kişidir.

Prof.Dr. Faruk Kocacık’ın 2004 yılındaki bir araştırmasında görüşülen 695 kadının % 54'ü ailelerinde şiddet gördüklerini, şiddet gördüğünü söyleyenlerin % 35,2'si en az 4 yıl ve daha fazla zamandır şiddete maruz kaldıklarını söylemiştir. Şiddete uğrayan kadınların gördükleri şiddet türüne göre; kadınların % 42,3'ünün dayak % 40,1'inin tehdit ve küfür, % 12,6'sının yaralama, % 3,2'sinin cinsel taciz ve tecavüz, % 1,4'ünün eve kapatma ve % 0,4'ünün öldürülme tehdidi ile karşı karşıya kaldıkları anlaşılmıştır. Bu grubun % 40,4 'ünün evlerinde, çocuklara karşı da şiddet uygulandığı saptanmıştır.

Pınar İlkkaracan’ın 2000 yılında Türkiye'nin doğu ve güneydoğusundaki çeşitli kentlerde yaptığı bir araştırma kadınların % 45,7'sine kocalarının seçiminde danışılmadığını ve % 50,8'inin rızaları olmadan evlendirildiğini ortaya koymaktadır.

Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat’ın toplam da 18 ay süren ve 2006-2007 yılında yaptıkları Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet araştırmasının son derece çarpıcı sonuçları vardır.
Araştırmanın niceliksel ayağında ise toplam 1800 evli kadınla 56 ile dağılmış yerleşim
yerinde (il, ilçe ve köy) yürüttüğümüz alan araştırmasında, kadınların eşlerinden yaşadıkları şiddetle ilgili deneyimlerini ve görüşlerini tespit etmeyi hedefledik. Bu araştırmanın en önemli bulgularından biri her üç kadından birinin fiziksel şiddet gördüğü, bir diğeri de her on kadından dokuzunun dayağı haklı görmediği olmuştur.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının var olan potansiyellerini gerçekleştirmelerinin önündeki en önemli engellerden birisi olmaya devam etmektedir. Özellikle kız çocukları ve kadınlar, çekirdek aile içinde, geniş aile bağlamında, sokakta, okulda ve iş hayatında fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmakta; yaşanan şiddetin kız çocuklarının okuyamamasından kadınların toplumsal hayata etkin katılamamalarına, kadınların çocuklarına uyguladıkları şiddetin artmasından istenmeyen evliliklere, sakatlıklardan ölümlere kadar çok kapsamlı sonuçları olmaktadır. Namus adına işlenen cinayetler bu şiddet türünün

en ölümcül ve görünür biçimlerinden biridir. Ancak daha az görünür biçimleriyle de kadına yönelik şiddet, Türkiye'de yaşayan milyonlarca kadının bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tehdit etmektedir. Aile içi şiddet, özellikle koca şiddeti, kadınların yaşamlarının “belirleyici bir boyutunu” oluşturmaktadır (Bora ve Üstün 2005, 18).

Evlilik: Kocalarından boşanmış veya ayrılmış kadınlarda fiziksel şiddet deneyiminin % 78 gibi çok yüksek bir orana ulaştığını görüyoruz.

Evlilik ve dayak ilişkisine dair ikinci bir çarpıcı bulgu, hangi şartlarda tanışıp evlenildiğinin yaşanan fiziksel şiddeti belirleyen faktörlerden birisi olması: Kendileri tanışıp anlaşarak ailelerin onayıyla evlenenlerin % 28’i, görücü usulüyle evlenenlerin % 37’si en az bir kez fiziksel şiddete maruz kalmaktayken, bu oran kendileri tanışıp anlaşarak ancak ailelerin onayını almadan evlenenlerde % 49’a çıkmaktadır.
Cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin % 67’si aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz kaldıklarını ifade etmektedirler. Şiddet türleri arasında geçişlilik olması, cinsel şiddetin genel tahakküm ilişkisinin bir biçimi olarak yaşandığını göstermektedir.

Şiddet yaşamak ve yaşatmak ile çocukken şiddete maruz kalmak veya tanık olmak arasında azımsanmayacak bir ilişki görülmektedir. Çocukken veya gençken babalarından dayak yemiş olanların, eşlerinden dayak yeme oranı % 48 iken, babalarından dayak yememiş olanların eşlerinden dayak yeme oranı % 28’dir. Anneden dayak söz konusu olduğunda bu oranlar sırasıyla % 41 ve % 29’dur.
Bir kadının eşinden dayak yeme riskini en fazla artıran etkenin kendi annesinin babasından dayak yemesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu kadınlar, dayak yemeyenlere oranla iki misli daha fazla risk altındalar. Kısacası çocukken tanık olunan şiddet, erkeklerin şiddet uygulama olasılığını, kadınların da şiddete maruz kalma olasılığını iki kat artırıyor görünmektedir.

Altınay ve Arat’ın raporun şöyle özetlemek mümkün:
Şiddet deneyimi:
• Her üç kadından biri eşinden dayak yediğini söylemektedir.
• Eşinden dayak yiyen kadınların yarısı bu durumdan daha önce kimseye bahsetmediklerini ifade etmektedirler.
• Yükseköğrenim görmüş altı erkekten biri eşine fiziksel şiddet uygulamaktadır.
• Kadınların aileye kocalarından daha çok gelir getirmesi, dayak riskini en az iki misli artırmakta, bu durumda olan her üç kadından ikisi fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.
• Çocukken tanık olunan veya maruz kalınan şiddetin, erkeklerin şiddet uygulama olasılığını, kadınların da şiddete maruz kalma olasılığını iki kat artırdığı gözlenmektedir.
• Kendileri tanışıp anlaşarak ailelerin onayıyla evlenenlerin % 28’i, görücü usulüyle evlenenlerin % 37’si en az bir kez fiziksel şiddete maruz kalmaktayken, bu oran kendileri tanışıp anlaşarak ancak ailelerin onayını almadan evlenenlerde % 49’a çıkmaktadır.
• Öğrenim düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların sayısı azalmaktadır. Okuma yazma bilmeyen kadınlar arasında en az bir kez dayak yediğini söyleyenlerin oranı
% 43 iken, yüksek öğrenim görmüş kadınlar arasında bu oran % 12’dir. Ancak bu rakamları yorumlarken yüksek öğrenim görenlerin yaşadıkları şiddeti paylaşmak konusunda daha ketum davranıyor olabilecekleri dikkate alınmalıdır.
• Alışverişe çıkmaktan aileleriyle görüşmeye kadar kadınların attıkları her adım kocanın iznine tabi görünmektedir: Her 10 kadından yalnızca biri başka bir şehre/köye eşlinden izin almadan gidebilmekte, üçü eşinden izin alma ihtiyacı duymadan ailesini ziyaret edebilmekte veya alışverişe/çarşıya gidebilmekte, dördü eşinin iznine tabi olmadan komşu/arkadaş ziyareti yapabilmektedir.
• Türkiye’deki kadınların yarıya yakını Medeni Kanun’da yeniden düzenlenen mal rejiminden habersizdir. Görüşülen kadınların % 43’ü 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’dan da haberdar değillerdir.
• Devletin sorumlulukları bağlamında en acil ihtiyaç şiddet mağduru kadınların korunmasıdır. Bu konuda devlet kurumları çok yetersiz kalmaktadırlar.

Şiddet görmüş kadınlar depresyon tedavisinin yanı sıra Travma Sonrası Stres Bozukluğu tedavisi de görmelidir. TSSB yaşayan kişinin tedavisinde farmakoterapi ve davranışçı-bilişsel psikoterapi birlikte uygulanmalıdır. Terapide şiddete maruz kalmış kişi, travmatik olayla ilgili yasadığı hisleri ifade etmede ve anlatma da cesaretlendirilerek gelecekle ilgili planlar yapması kuvvetle desteklenmelidir. Bireysel terapi ile birlikte grup ve aile terapilerinin önemi büyüktür. Kişide organik bir engel yoksa, işine dönmesi terapi açısından önemlidir. Kronikleşme eğilimi gösteren dirençli hastalarda uzun süre psikoterapi gerekli olabilir.
Kadına yönelik şiddetin çözümü çok geniş bir yelpazede mümkün. Toplumun her kesiminde çok derin bir bilinçlenmeye ihtiyaç var. Elbette devlet üstüne düşeni yapmalı, gerekli kanun ve düzenlemeler ile gerekli yaptırımları oluşturmalı. Ancak toplum bu konuda eğitilmediği, çocuklar küçükken kesilen kurbanların kafaları ile top oynamamayı, bilgisayar oyunlarında öldürülenlerin bonus olmadığını, güçlünün güçsüze söz geçirmek zorunda olmadığını, otoritenin şiddet demek olmadığını, iletişimin itişip kakışmaktan ibaret olmadığını öğrenmediğimiz müddetçe şiddetin önüne geçmek mümkün olmaz. Kadın bağımsızlaşmadıkça, erkek kadın ile eşit olduğunu, en önemlisi de kadın erkekle eşit olduğunu kavramadıkça, şiddete çözüm bulmak mümkün olmayacak.

Kadına Şiddete Son!

Neden trafik lambaları kırmızı, sarı ve yeşildir?

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi 'dur' sinyali olarak seçmişti.

Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830'lu yıllarda 'ikaz' ışığının rengi yeşil, 'geç' ışığının ise beyazdı.

Ancak 'dur' işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, 'geç' sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı 'dur', yeşili 'geç' sarı rengi de, renk spektrumu içinde en göz alıcı renk olduğu için, 'ikaz' sinyali olarak kullanmaya başladılar

Şemsiyelerin çoğunun rengi neden siyahtır?

Şemsiye kullanımının kökeni 3400 yıl öncesine, Mezopotamya'ya dayanmasına rağmen Avrupa'da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700'lü yıllarda başlanmıştı Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu

Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu

Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi

Erkeklerin düğmeleri neden sağdadır?

Bu, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlıktır. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.

Buna karşın, çoğunluğu sağ elini kullanan kadınların düğmeleri soldadır. Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi.

Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı.

İngiltere'de trafik neden soldan akar?

Yüzyıllar önce yolun karşısından gelenin düşman olma ihtimalini göz önüne alarak, insanlar (çoğu sağ ellerini kullandıkları için) yolun solundan giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ elerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi. Bir süre sonra Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler.

Erkek bebeklerin giysileri neden mavidir Kızların neden pembe?

Yüzyıllarca önce insanlarda şeytani güçlerin, bebeklerin veya küçük çocukların vücutlarına girmek için fırsat kolladıklarına ilişkin ortak bir inanç vardı. Bu şeytani güçlerin, göklerin rengi olan mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu.

O zamanlarda, sülalenin devamı için, erkek bebeklerin önemi daha fazla olduğu için, şeytan korkar da gider diye, erkek bebeklerin ve küçük erkek çocukların giysilerinin mavi olması adet haline geldi ve yüzyıllar boyunca devam etti.

Çok sonraları kız bebekler de "erkek bebekler kadar önem kazanınca", onların giysilerine de çiçeklerin en güzeli olan gülün rengi, yani pembe renk verildi.

Küçük Yaşta Body Yapmak Vucut Geliştirme Boy Kısaltır Mı?

Hayır body vucut geliştirme yapmak boyu kısaltmaz yada kısa kalmasına neden olmaz bunu bir örnekle açıklamak istiyorum Arnold Schwarzenegger herkes tanır en ünlü vucut geliştirmecidir ve boyu oldukça uzundur küçük yaşlardan beri body yapmaktadır.Ayrıca o tvde gördüğünüz smackdown gibi iri adamlarında küçüklükten bu yana yaptığı spor body dir ve boyları hiçte kısa değildir bir kişinin boyu kısa kalacaksa zaten kalacaktır ne yaparsa yapsın boy genetiktir fazla değiştiremezsiniz küçük yaştan ve dilediğiniz zaman body yaparak vucut geliştirebilirsiniz hiçbir zararı yoktur evde ağırlık kaldırarak herhangi bir ağırlıkla vucudunuzu forma sokabilirsiniz düzenli ve kendinizi zorlayarak yapmanız gerekir ki kasınız gelişsin kas zorlanmazsa şişmez ve iri bir vucudunuz olmaz.

Evli Bir Erkekle İlişki Kötü Mü Karısından Boşanır Mı?

Erkeklerin evliliğinin dışında bir kadınla birlikte olması için illaki aşık olması gerekmiyor genellikle sadece cinselliğe bağlı bir birliktelik peşindeler. Ama biz kadınlar mutlaka aşık olmalıyız. Çok sevmeden asla cinsellik yaşayamayız. Bir kadın evli bir erkekle ilişkiye girdiğinde hayatı kayıyor. Çünkü her şey erkeğin saatlerine göre ayarlanmak zorunda. O ne zaman müsait olursa o zaman gelecek ve kadın onu sürekli bekleyecek. Bazen sofralar hazırlayacak ve adam gelmeyecek. Ertesi gün adam telefonda “hayatım akşam çocuk hastalandı gelemedim kusura bakma” diyecek. Aslında çocuk hastalanmamıştır bazen, karısı hadi bu akşam arkadaşlara gidelim ya da onlar bize gelecekler demiştir. Bitti, adam ona uyum sağlamak zorunda, çünkü o evliliği yürütmek istediğinden evin kurallarına uymak zorunda.

Hayatının öncelikleri sıralamasında önce karısı ve çocukları gelir, sonra sevgilisi. Arta kalan zamanlarında hoş vakit geçireceği bir kadındır o. Ama kadını da biraz oyalamak lazım, çocukların okul durumları hallolsun ayrılacağım, ya da karım hasta onu bırakamam gibi birçok oyalama cümlesi. Aslında hiçbir zaman ayrılmayı düşünmez. Ama kadın için ümit dünyası , sürekli ayrılmasını bekler. Yıllar geçer de geçer.

Evli bir erkekle birlikte olmak demek, sürekli onu beklemek demek, sürekli harika sofralar hazırlayıp adamın gelmemesi demek. Asla bir tatile çıkamazsın, bir restorana gidemezsin, sokaklarda el ele gezemezsin, arkadaş ortamında bu benim erkek arkadaşım, sevgilim diye tanıtamazsın. Sen hayatını yine sürekli yalnız yaşayacaksın. Toplum içinde hep yalnız kalacaksın, bir ilişkin var ama kimse bilmiyor, söyleyemiyorsun. İçinde fırtınalar esiyor ama kimseyle paylaşamıyorsun. İnsan bu tip bir ilişkiyi yaşarken yılların boşa gittiğini hiç farkında olmuyor. İlişki bitince geriye dönüp baktığında koca bir hiç kalıyor.

Özellikle genç kızlarımıza sesleniyorum. Asla evli bir erkekle birlikte olmayın. İnanın ki yıllar boşa gidiyor. Özellikle evliliği düşünüyorsanız asla yapmayın. Sağlıklı ilişkiler yaşayın. Doya doya sokaklarda el ele dolaşın, çevrenize bu adama aşığım deyin. Evlenirsiniz ya da evlenmezsiniz ama sağlıklı bir ilişki yaşayın. Yalan dolan içinde zamanınızı boşa harcamayın…

Facebook Hesabım Yok Facebook Hesabı Olmadan Nasıl Facebooka Şikayet Yapılır?

Facebook hesabınız olmadan facebooka şikayette bulunmak isteyebilirsiniz.Aşağıda verdiğim linke tıklayarak gerekli işlemleri yapıp facebook hesabınız olmadan facebookta birini şikayet edebilir veya facebooktaki resim video vb. kaldırabilirsiniz.Aşağıdaki seçeneklerden birini seçip şikayette bulunup interneti temiz bir ortam yapmaya sizde destek olun ve gördüğünüz zararlı olan her şeyi tüm sitelerdeki şikayet düğmeleri ile şikayet edin yada mail ile kötü içeriği yayınlayan kişiyi uyarın özellikle 18 yaş altı çocuklarımızı koruyalım.

link: https://www.facebook.com/help/contact/274459462613911

Ne tür bir sorunu şikayet etmeye çalışıyorsunuz?

Kuran Ezberlerken Hangi Sureden Başlamak Gerekir?

Namazlarda İlahi Kelâm’ın daha fazla okunması, hem sevap hem de Rabb’in rızasını kazanmak için bir vesile. Peygamberimiz de namazlarında, “Namaz Sûreleri” olarak bildiğimiz kısa sureleri okumakla yetinmemiş. Özellikle tek başına kıldığı namazlarında Bakara, Âl-i İmran gibi uzun sûreleri okuduğunu hadis kitapları naklediyor. Kuran-ı Kerim’de, ne kadar çok ayet, sûre ve dua ezberleyip okursak, o derece iltifat göreceğimiz ve mertebemizin yükseleceği müjdeleniyor. Kur’an ezberlemeye Duhâ, İnşirah, Tîn, Kadr, Zilzal, Âdiyât, Kâria, Tekâsür, Hümeze ve Asr sûreleri’nden başlanabilir. , Bunları biliyorsanız; Bürûc Sûresi’ne kadar olan bölümleri de ezberleyebilirsiniz.

Kuran Ezberlemek İçin Yapılacaklar

Kalbinizi ve mekânı hazırladınız. Ezber için sabah saatlerini tercih etmenizde fayda var. Ezberleyeceğiniz bölümü bir önceki akşam en az on defa okumanız işinizi kolaylaştırır. Sabah uyandığınızda ezberleyeceğiniz kısmın mealini dikkatlice okuyun. Anlamını bilmek, duygu ve zihin boyutunu canlı tutuğu gibi Kuran’ın anlaşılmasını da kolaylaştırır.

Harflerin mahreç ve telaffuzlarının doğru ve düzgün olmasına, tecvit kurallarına dikkat etmek gerek. Yanlış veya tecvit kurallarına riayet edilmeden ezberlendiğinde sonradan düzeltmesi çok zor. Talim dersi almak, CD’lerden faydalanmak çalışmanızı kolaylaştırır. Ezber yapmanın bunların dışında başka altın kuralları da var: Devamlı aynı hatla yazılmış Mushaf-ı Şeriften ezberleyin. Çünkü gözler, ezberlenen bölümlerin fotoğrafını çeker ve hafızaya kaydedilmesine yardımcı olur. Aynı sayfa düzeniyle kaydedildiği için de ezberlemek kolay olur.

 Ezber yaparken hafif sesli okumaya özen gösterin. Görerek, okuyarak ve duyarak ezberlemek, süreci hızlandırdığı gibi hafızaya kaydı da sağlamlaştırır. Ayetleri hafif makamlı bir şekilde ve normal hızda okumaya çalışın. Ezberlemeye başlamadan önce mahreç, telaffuz ve tecvidine dikkat ederek en az on defa yüzünden okuyun. Dinleme imkânınız varsa üç dört defa dinleyin. Yüzünden okuma bitince, ezberlenecek bölümden önce birinci ayeti ezberleyin ve en az üç defa ezbere tekrar edin. İkinci ayeti ezberleyip üç defa tekrar edin. Ardından bu iki ayeti üç defa tekrar edin. Sıradaki ayeti ezberleyin, üç defa tekrar edin.

Üç ayeti birlikte tekrar edin. Aynı metodu ezberlenecek bölüm bitinceye kadar uygulayın. Tamamını en az on defa tekrar ederek iyice pekiştirin. Ezberlenen bölümlerin her fırsatta özellikle namazlarda okunması pekiştirmeyi sağlar. Manasıyla beraber yapılan bu ezber çalışması; ayetlerdeki kurtuluş mesajlarına kulak vermeye, üzerinde düşünmeye, hayata taşımaya ve uygun zeminlerde insanlara ulaştırmaya vesile olur.

Kuran Ezberlemek Okumak

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın insana ayrı bir değer atfedip bizzat kendi hitabını duyurduğu mucizevî bir rehber. Kutsal kitabı okumayı öğrenmek ve ezberlemek hem kulluk vazifemiz hem de başlı başına ibadet sayılıyor. Bu vazifemizi iyi bir şekilde yerine getirebilmemiz için ise ilk adımda kalbimizi hazırlamamız gerekiyor.İslam dininin en büyük mucizesidir Kuran-ı Kerim. Aynı zamanda Allah’ın insana ayrı bir değer atfettiğinin göstergesi. İnsan, ancak kutsal kitabı okuduğu ve anladığı sürece Rabb’inin kendisine olan hitabını duyabiliyor. Mübarek kitabımız Kur’an-ı Kerim, kendisine tutunanları hayra ve cennete götüren bir rehber, ferdî ve sosyal hastalıklarımızın şifa reçetesi. Bu ilâhî hitaba gönül veren bir müslümanın Kur’an-ı Kerim’e karşı vazifeleri de var elbette. O’nu öğrenmek, okumak, anlamak, yaşamak ve yaşatmak bir kulluk borcu… Kuran-ı Kerim’i öğrenmeyi kim istemez ki! Fakat pek çok insan da, ir yandan nefsi, bir yandan da şeytanın vesveselerine aldanıp bir türlü başlayacak cesareti bulamaz kendisinde. Oysa Kur’an öğreticileri, hiçbir harfini tanımadığı halde üç saat gibi kısa bir zaman diliminde okumayı sökenlerin, hatta daha kısa bir zamanda da Kur’an okumayı olduğunu anlatıyor. Demek ki ayet ve dua ezberlemek sanıldığı gibi zor değil. Pek çoğumuz, namaz kılarken çocukluk çağında öğrendiğimiz, Kuran-ı Kerim’in son on sûresini okuyoruz sadece. Hâlbuki kıraati uzun tutmak, daha uzun ve farklı sûreler okumak namazı daha faziletli hale getiriyor. Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi sûre ezberlemenin de yaşı yok.

Biz kapağını açtıkça Kuran-ı Kerim, kalbimize kapılarını biraz daha açıyor. Hele bir de hafif sesle okunursa ruhumuzu okşuyor. Kutsal kitabı okumak, anlamak ve ezberlemenin yolu azimle bu işe yoğunlaşmaktan geçiyor. Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi Kur’an Komisyonu üyesi Nazif Yılmaz, Kuran-ı Kerim okumayı öğrenmekle ezbere ilk adımı başarılı bir şekilde atabileceğimizi ifade ediyor. “And olsun, biz Kuran’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?” (Kamer Sûresi, 17, 22, 32 ve 40. ayetler) ayetini hatırlatarak, okuyabilmenin zor olmadığını söylüyor. Eyüp Emniyettepe Kız Kur’an Kursu öğreticisi Rümeysa Sancar’a göre ise Kuran-ı Kerim öğrenmenin ve ezber yapabilmenin kilit noktası; zihin, kalp ve dilin uyum içinde, birlikte hareket etmesi. Zihniniz, kalbiniz ve diliniz birbirine uyduğunda, “Ya Rabbi! Ben senin kitabının ayetlerini ezberlemek ve öğrenmek istiyorum, bana ezberlemeyi ve öğrenmeyi kolaylaştır.” duası ile başlayabilirsiniz. Sonrasında, manevi heyecanı sağlamak için iki rekât “Hâcet namazı” kılabilir, dua ve istiğfar okuyabilirsiniz. Ezbere başlamadan önce zihni meşgul edecek bütün işlerinizi bitirmelisiniz. Buna rağmen şeytan türlü türlü sorunları ve dünyalık işleri akla getirerek var gücüyle çalışmaktan alıkoymaya çalışabilir. Vesvese tuzağına düşmemelisiniz. Ezber çalıştığınız mekân, sade ve sessiz olursa yoğunlaşmak daha kolay olur. Bir de mümkün oldukça yerinizi değiştirmeyin. Çünkü yeni şeyler görmek dikkati dağıtır, gözü ve gönlü meşgul eder.

Sıkıntıdan Kurtulmak İçin Dualar Ve Sıkıntıdan Kurtulmanın Çaresi

Sual: Sıkıntıdan kurtulmak için ne yapmalı?
CEVAP
Sıkıntıdan kurtulmak için sebeplere yapışmak gerekir. (Çalışmadan dua eden, silahsız savaşa giden gibidir) hadis-i şerifi de sebeplere yapışmayı emretmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen, (Her zorluğun bir kolaylığı vardır) buyuruluyor. Sıkıntıdan kurtulmanın da çaresi vardır. Hiç boş vakit geçirmemeli, kendine faydalı bir meşgale bulmalıdır. (Sabır kurtuluşun anahtarıdır) sözüne uymalı, çalışıp sabrederek bir çıkış yolu aramalıdır.

Psikolog doktorlar, sıkıntının başlıca çaresinin meşgale olduğunu söylüyorlar. Kendinize severek yapacağınız işler bulursanız, rahatlarsınız. Ayrıca manevi yönden, bazı dualar okumanız da yararlıdır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her gün sabah akşam yedi kere, "Hasbiyallahü la ilahe illahü aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabb-ül arşil azim" okuyan, dünya ve ahiret sıkıntısından kurtulur.) [İbni Sünni]

(La havle ve la kuvvete illa billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.) [Hakim]

(Bir sıkıntıya düşünce, “Bismillâhirahmanirrahim velâ havle velâ kuvvete illa billâhil aliyyil azim” diyeni Allahü teâlâ, sıkıntı ve belalardan muhafaza eder.) [Deylemi, İbni Sünni]

(Rızka kavuşan çok Elhamdülillah desin. Rızkı azalan çok istiğfar etsin. Üzülüp sıkılan, la havle vela kuvvete illa billah desin.) [Beyheki, Hatib]

(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]

(Sıkıntılı iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekil” deyiniz!) [İ. Merdeveyhi]

(Yasin okuyanın sıkıntısı gider.) [Deylemi]

(La ilahe illallah kable külli şey’in, La ilahe illallah ba’de külli şey’in, La ilahe illallah yebka Rabbünâ ve yefni küllü şey’in diyen sıkıntıdan kurtulur.) [Taberani]

(Cuma namazından sonra, İhlâs, Felak ve Nas’ı yedişer defa okuyan, bir hafta, kaza, bela ve sıkıntılardan kurtulur.) [İ.Sünni]

("La ilahe illa ente, sübhaneke inni küntü minezzalimin" diyen, uğradığı beladan kurtulur.) [İ. Sünni]

(Sıkıntı için şu duayı okuyun: La ilahe illallahülazim-ül-halim la ilahe illallahü Rabbül-Arş-ilazim la ilahe illallahü Rabbüs-semavati ve Rabbül-Erdi Rabbül Arşil-kerim.) [Müslim]

(Sıkıntıya düşen 7 defa Allah, Allahü Rabbi, lâ üşrikü bihi şey’a desin!) [Nesai]

(Sıkıntı için, “Allah, Allah Rabbünâ lâ şerikeleh” deyin!) [Beyheki]
Sıkıntıdan kurtulmak için, Allahü teâlâya kalbinden yalvararak, 14 secde âyetini [ezberden, ayakta] okuyup, her birinden sonra, hemen secde etmelidir. (Nur-ül-izah)

(Bismillâhirrahmânirrahim ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil’ aliyyil’azim)okumak, sinir hastalığına ve bütün sıkıntılara iyi gelir.

İmam-ı Cafer hazretlerinin sıkıntıya düşünce, okuyup, sıkıntıdan kurtulduğu dua şöyledir:
(Yâ uddeti ınde şiddeti, ve yâ gavsi ınde kürbeti! Ührüsni bi-aynikelleti lâ tenâmü vekfini birüknike ellezi lâ yürâmü)
Anlamı şöyledir:
Güçlükte desteğim, sıkıntıda imdâdıma yetişen, her an görüp gözeten Rabbim, beni muhafaza et, sonsuz kudretinle, bana yardım eyle!

Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikayette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyet-i kerimeleri okudu:
(Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(İstiğfara devam edeni, Allahü teâlâ, her sıkıntıdan, üzüntüden, dertten, geçim darlığından kurtarır, ferahlığa çıkarır ve ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai, Ebu Davud, İbni Mace]

Cepte altın taşımak da sıkıntı için yararlıdır. Sadaka vermek ve 70 kere (Estağfirullah min külli mâ kerihallah) demek, sıkıntıları giderir. Bu istiğfarın anlamı, “Ya Rabbi, razı olmadığın şeylerden ne yapmışsam hepsini affet, yapmadıklarımı da yapmaktan koru” demektir.

Sıkıntı için şunlara da riayet edilmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Sıkıntıları sadaka ile önleyin.) [Deylemi]

(Tarak kullanmak, sıkıntıyı giderir.) [Deylemi]

(Güzel koku ve temiz elbise sıkıntıyı azaltır.) [Bostan]

(Abdestten artan suyu içmek sıkıntıyı giderir.) [Deylemi]

(Akik yüzük sıkıntıyı giderir.) [Ukayli]

(Başkasının sıkıntısını giderenin sıkıntısı gider.) [İ. Ahmed]

(Sıkıntıda duam kabul olsun diyen, genişlikte çok dua etsin.) [Tirmizi]

(En üstün ibadet sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi]
Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Sabır ve namazla Allah’a sığınıp yardım isteyin.) [Bekara 45]

(Ey iman edenler, sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]

([Doğru kılınan] Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan, esrar, içki, zina, livata gibi her türlü kötülükten, günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45]

Her sıkıntının ilacı beş vakit namazı doğru kılmaktır. Namaz doğru kılınırsa bütün sıkıntıları yok eder.

Sıkıntı için
Sual: Dört bin kere Allah ism-i şerifini söyleyip, kendi üstüne üfleyenin, sıkıntısından kurtulacağı doğru mudur?
CEVAP
Evet.

Sual: Canım sıkılıyor demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Canı sıkılanın kelime-i temcid söylemesi iyi olur. Bir hadis-i şerif meali:
(“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Ebu Nuaym]

Sual: (Sıkıntılardan kurtulmayı istemek, ölümü istemek anlamına geldiği için uygun olmaz, çünkü Müslüman sıkıntılarından, ancak ölünce kurtulur) sözü yanlış değil mi?
CEVAP
Evet, yanlıştır. Allahü teâlâdan her zaman sıhhat ve afiyet istemeli ve bütün sıkıntılarımızdan kurtulmak için dua etmeli, buna rağmen sıkıntı gelirse de sabretmeli ve kurtulmak için de yine dua edip sebeplerine yapışmalı. Yukarıdaki hadis-i şeriflerde de görüldüğü gibi, sıkıntıdan kurtulmayı istemek dinimizin emridir.

Alıntıdır.

Ağırlık Kaldırarak Vucut Geliştirme Hareketleri Ne Kadar Ağırlık O Kadar Güçlü Vucut!