Onla çok iyi bir dost olmamıza rağmen kimi zaman küsmemiz de olabiliyordu. Küslük hemen gelip, geçiciydi aslına bakılırsa tek gerçek bir insanın dostuna ''Seni seviyorum'' demesi ve güvenini taşımasıydı.
O gün onunla bol, bol sohbet etmek için bir çay bahçesinde oturduk. Benle konuşurken hüzün içerisindeydi. Hiç olmadığı kadar sessiz ve hüzünlüydü. Yüzüme hiç bakmıyordu. Nedenini bilmiyordum ama sanki benden soğuduğunu düşünüyordum. Ellerim titremeye başlamıştı. Ve artık zamanı geldi diyerek konuşmaya başladı. Bana dönüp;
- "Ben bu şehirden gidiyorum". demişti. Ne yapacağımı bilemedim. Bazen böyle şaka yapıyordu ama bu sefer çok ciddiydi.
- "Neden gidiyorsun?" dedim. Bir yandan ağlıyor, bir yandan "hani benim dostumdun, hani beni hiç bırakmayacaktın" diyordum.
Oysa o bana sadece "Seni seviyorum, seni hiç unutmayacağım hoşçakal" diyerek, çekip gitti.
Aradan yıllar, aylar geçti. Halen ben onu unutamamıştım. Neredeyse günün her saati onu düşünerek geçiyordum, ve ağlıyordum. Bir kere onun yüzünü görebilme şansım olsaydı diye hep Allah'a dua ediyordum. Dostumdan hiçbir iz yoktu. Telefonu kapalı ulaşamıyordum. Ve bir sabah bir mektup'un kapımın önünde olduğunu gördüm.
Mektupta şöyle yazıyordu;
"Seni Seviyorum canım dostum. Beni çok özlediğini biliyorum. Çünkü bende seni çok özledim. Bu mektubu yazarken senin yanında ve dünyada olamayacağım. Biliyorum ağlıyorsun, ağlama lütfen beni dinle. Ben çok hastaydım, seni üzmek istemediğim için sana yalan söyledim. Affet beni lütfen. Duydum ki beni görmek istemişsin bende sana resmimi yolluyorum. Sakın ha üzülme mutlu ol hatıralarımızı hatırla ve mutlu ol çünkü bende mezarımda mutlu olacağım. Seni seviyorum. Kadim Dostum"...
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kavimler Göçünün Sonuçları Nelerdir?
Çin baskısı ve kuraklık yüzünden göç ederek Doğu Avrupa'ya gelen Türkler; Romalıların barbar dedikleri kavimleri zorunlu olarak batıya doğru göç ettirdiler. Tarihte buna kavimler göçü denir.
Kavimler göçünün sonuçları:
*Avrupa büyük bir kargaşa içinde kaldı.
*Roma Imparatorluğu, Doğu ve Batı olmak üzere parçalandı.
Batı Roma 476'da, Doğu ise 1453'de yıkıldı.
Bu siyasi ayrılık, Hıristiyanlığı Katolik ve Ortodoks olmak üzere ikiye ayırdı.
*Avrupa halklarının birbirleriyle kaynaşmasıyla bugünkü Avrupa ulusları oluşmaya başladı.
*Günümüz Avrupa devletlerinin temelleri atıldı.
*İspanya Müslümanların eline geçti.
*Alman Krallığı ve Papaltk birleşerek, Kutsal Roma-Germen imparatorluğu'nu kurdular.
*Derebeylik (Feodalite) düzeni kurulup yaygınlaştı.
NOT:
*Katolik mezhebinin merkezi Roma, dini lideri Vatianda'ki Papalık'tır.
*Katolik dünyasında Latin etkisi görülür. İncil, edebiyat ve bilim dili Latincedir.
*Ortodoks mezhebinin merkezi İstanbul, dini lideri Fener Patriği'dir.
*İbadet Grekçe yapılır ve daha özgür bir ortam vardır.
*Patrikhane, Papalık gibi siyasi otorite üzerine egemen olamamıştır.
*Hristiyanlık'ta ortaya çıkan diğer mezhepler Monoizm, Arianizm ve Nasturianizm'dir.
Kavimler göçünün sonuçları:
*Avrupa büyük bir kargaşa içinde kaldı.
*Roma Imparatorluğu, Doğu ve Batı olmak üzere parçalandı.
Batı Roma 476'da, Doğu ise 1453'de yıkıldı.
Bu siyasi ayrılık, Hıristiyanlığı Katolik ve Ortodoks olmak üzere ikiye ayırdı.
*Avrupa halklarının birbirleriyle kaynaşmasıyla bugünkü Avrupa ulusları oluşmaya başladı.
*Günümüz Avrupa devletlerinin temelleri atıldı.
*İspanya Müslümanların eline geçti.
*Alman Krallığı ve Papaltk birleşerek, Kutsal Roma-Germen imparatorluğu'nu kurdular.
*Derebeylik (Feodalite) düzeni kurulup yaygınlaştı.
NOT:
*Katolik mezhebinin merkezi Roma, dini lideri Vatianda'ki Papalık'tır.
*Katolik dünyasında Latin etkisi görülür. İncil, edebiyat ve bilim dili Latincedir.
*Ortodoks mezhebinin merkezi İstanbul, dini lideri Fener Patriği'dir.
*İbadet Grekçe yapılır ve daha özgür bir ortam vardır.
*Patrikhane, Papalık gibi siyasi otorite üzerine egemen olamamıştır.
*Hristiyanlık'ta ortaya çıkan diğer mezhepler Monoizm, Arianizm ve Nasturianizm'dir.
Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi Kitabının Kısa Bir Özeti
Aytmatov bu romanıyla edebiyat aleminde geniş yankı uyandırmış, eseri çok tartışılmıştır. Önce Rusça yazılan roman Kırgızca’ya sonradan tercüme edilir. Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve onun kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuktur. Babası ve annesi tarafından terk edilen torununa sahip çıkan Mümin dede, sonradan evlendiği karısı ve torunuyla birlikte bu tenha göl kenarında, ormanın bakım işleri ile uğraşan ve partiden olan damadı Orozkul’a yardım etmektedir. Orozkul’un karısı, çocuğun teyzesi Bekey kısır olduğu için çocuk sahibi olamayan bir kadındır. Orozkul evlat sahibi olamamanın hıncını bu zavallı ihtiyar ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarmaktadır.
Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle hergün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkul’u, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşler. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masaları dinlerken adeta yaşıyormuşçasına onlardan etkilenir. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanıdır.
Eski zamanlarda Yenisey ırmağı boyunca kabileler arasında savaşlar olur, zaferler ve yenilgiler yaşanırmış. Fakat kabilelerin büyüklerinden biri öldüğü zaman büyüklerine yas tutan kabileye saldırılmazmış. Bir gün Kırgızların lideri öldüğünde ona geleneklerine göre büyük bir cenaze töreni düzenlemişler. Herkes cenazeye layıkıyla bir tören yapılması için uğraşırken, onları silahsız yakalayan bir düşman kabilesi , bir kişiyi bile sağ kalmayacak şekilde kılıçtan geçirmiş. Yalnız bu mezalimden, o baskından biraz önce oynamak için ormana giden bir kız, bir de oğlan çocuğu kurtulmuş. Çocuklar onların düşmanları olduğunu bilmeden, o sırada uzaklaşan toz bulutunun ardına düşmüşler. Çok uzaklarda bir dağın yamacında bir şölen verildiğini görüp oraya gitmişler, bu şölen yeni topraklar kazanan düşmanlarının zaferlerini kutladıkları bir şölenmiş. Oraya gidince kabilenin lideri, bu iki çocuğun Kırgız aşiretinden olduklarını anlayıp, onları bir uçurumdan atması için bir kadına vermiş. Böyle bir şeye kadının da gönlü razı olmuyormuş ama, o yapmazsa bir başkası çocukları feci bir şekilde öldürebilirmiş. Onları uzaklarda bir uçurum kenarında aşağıya atacakken, büyük boynuzlu bir maral belirmiş. Kadına yavrularının insanlar tarafından öldürüldüğünü, o yüzden o çocukları istediğini, onları yavruları gibi büyüteceğini söylemiş. Çocukları alıp güneylere Isık-Göl kıyılarına gelmiş. O iki çocuk büyümüş, Kırgızlar onların soyundan yeniden türemiş. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ana’nın çocuklarına hep saygı duymuş, onları avlamamışlar. Ta ki, yıllar sonra dosta düşmana ne kadar zengin olduklarını göstermek için, ölen babalarına yaptıkları görkemli bir cenaze töreninde, oğulları onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan olduğunun anlaşılması için, mezarının başına büyük bir maral boynuzu dikmeyi düşünene kadar... Bundan sonra ölenlerine saygı ifadesi olarak, mezar başlarına maral boynuzu dikmeye başlamışlar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüş, kalan yavrularını alıp oraya veda ederken, bir da ha geri dönmeyeceğini söylemiş.
Bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söyler. Çocuğun sevincinin tarifi yoktur. Ancak maralların geldiğini bilen yalnız dede ve torunu değildir. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayıp misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek Orozkul’a muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur. Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadır. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit olur. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez. Birden içinde bir balık olup babasına gitme isteği doğar. Yakınlardaki çaya koşan çocuk, kendini azgın sulara bırakır.
Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle hergün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkul’u, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşler. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masaları dinlerken adeta yaşıyormuşçasına onlardan etkilenir. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanıdır.
Eski zamanlarda Yenisey ırmağı boyunca kabileler arasında savaşlar olur, zaferler ve yenilgiler yaşanırmış. Fakat kabilelerin büyüklerinden biri öldüğü zaman büyüklerine yas tutan kabileye saldırılmazmış. Bir gün Kırgızların lideri öldüğünde ona geleneklerine göre büyük bir cenaze töreni düzenlemişler. Herkes cenazeye layıkıyla bir tören yapılması için uğraşırken, onları silahsız yakalayan bir düşman kabilesi , bir kişiyi bile sağ kalmayacak şekilde kılıçtan geçirmiş. Yalnız bu mezalimden, o baskından biraz önce oynamak için ormana giden bir kız, bir de oğlan çocuğu kurtulmuş. Çocuklar onların düşmanları olduğunu bilmeden, o sırada uzaklaşan toz bulutunun ardına düşmüşler. Çok uzaklarda bir dağın yamacında bir şölen verildiğini görüp oraya gitmişler, bu şölen yeni topraklar kazanan düşmanlarının zaferlerini kutladıkları bir şölenmiş. Oraya gidince kabilenin lideri, bu iki çocuğun Kırgız aşiretinden olduklarını anlayıp, onları bir uçurumdan atması için bir kadına vermiş. Böyle bir şeye kadının da gönlü razı olmuyormuş ama, o yapmazsa bir başkası çocukları feci bir şekilde öldürebilirmiş. Onları uzaklarda bir uçurum kenarında aşağıya atacakken, büyük boynuzlu bir maral belirmiş. Kadına yavrularının insanlar tarafından öldürüldüğünü, o yüzden o çocukları istediğini, onları yavruları gibi büyüteceğini söylemiş. Çocukları alıp güneylere Isık-Göl kıyılarına gelmiş. O iki çocuk büyümüş, Kırgızlar onların soyundan yeniden türemiş. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ana’nın çocuklarına hep saygı duymuş, onları avlamamışlar. Ta ki, yıllar sonra dosta düşmana ne kadar zengin olduklarını göstermek için, ölen babalarına yaptıkları görkemli bir cenaze töreninde, oğulları onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan olduğunun anlaşılması için, mezarının başına büyük bir maral boynuzu dikmeyi düşünene kadar... Bundan sonra ölenlerine saygı ifadesi olarak, mezar başlarına maral boynuzu dikmeye başlamışlar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüş, kalan yavrularını alıp oraya veda ederken, bir da ha geri dönmeyeceğini söylemiş.
Bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söyler. Çocuğun sevincinin tarifi yoktur. Ancak maralların geldiğini bilen yalnız dede ve torunu değildir. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayıp misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek Orozkul’a muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur. Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadır. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit olur. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez. Birden içinde bir balık olup babasına gitme isteği doğar. Yakınlardaki çaya koşan çocuk, kendini azgın sulara bırakır.
Yaşamın Anlamı Var Mıdır ?
Yaşamın anlamlı olup olmamasını belirleyen şey, kişinin içinde bulunduğu şartlar değil, bakış açısında gizli. Kişinin bakış açısının hangi yönde olduğunu tek bir soruya verdiği cevaba göre belirlemek mümkün: "Yaşam, yaşamaya değer mi değmez mi?". Bu, Albert Camus tarafından gerçekten ciddi olan tek sorun olarak tanımlanmış. Ancak bu soruyu ciddiye alan kişiler çoğunlukla uç noktalarda bulunuyorlar. Şöyle ki kişi ya ölümcül bir durumdaysa (çaresiz bir hastalık) ya da şartlarını değiştirebilecek durumda değilse (müebbet mahkumları) yaşamının geri kalan günlerini anlamlandırmak için bu soruyu kendine sorabiliyor. Nedense ölüme yakınlaştıkça yaşama verilen anlam artıyor gibi gözüküyor.
Victor Frankl'ın tanımlamasına göre insanlar yaşamı anlamlandırmalarıyla ilgili olarak iki boyutlu bir koordinat düzleminde konumlanıyorlar. Dikey boyut "homo patiens" (acı çeken kişiler) doyum ve umutsuzluk uçlarından oluşuyor. Bu boyutu 90 derece açıyla kesen yatay boyut ise "homo sapiens" olarak adlandırılıyor. Bu boyut ise başarı ve başarısızlık arasında uzanıyor.
Victor Frankl'ın tanımlamasına göre insanlar yaşamı anlamlandırmalarıyla ilgili olarak iki boyutlu bir koordinat düzleminde konumlanıyorlar. Dikey boyut "homo patiens" (acı çeken kişiler) doyum ve umutsuzluk uçlarından oluşuyor. Bu boyutu 90 derece açıyla kesen yatay boyut ise "homo sapiens" olarak adlandırılıyor. Bu boyut ise başarı ve başarısızlık arasında uzanıyor.
Ders Çalışmayı Zevkli Hale Getirmenin Yolları
Çocuğunuza ödev yapmanın onun sorumluluğunda bir iş olduğunu anlatın. Yapmadığı durumlarda sonuçlarını yaşamasına izin verin.
Ödevlerinin mükemmele ulaşmasının beklenmediğini sadece üzerinde yeterli süre ve eforla çalışılması gerektiğini anlatın.
Okul başladığı günlerden itibaren çocuğunuzun yaşına ve dikkat süresine uygun bir program oluşturun.
Televizyonu ve bilgisayarı açmasına, oyun oynamasına veya bahçeye çıkmasına da ödevlerini bitirdikten sonra izin verin.
Sürekli ‘ders çalış’ demeyin.
Ödev yapımına en uzun gelecek veya zor gelen dersinkinden başlamasını ve giderek daha kolaylarına geçmesini sağlayın.
Ders çalıştığı ortamı temiz ve düzenli tutması için teşvik edin.
Ödevleri için gerekli malzeme ve materyalleri mutlaka temin edin.
Bir ödev bitip bir diğerine başlamadan masadan kalkmasını, kısa da olsa bedensel hareketler yapmasını destekleyin.
Ders çalışması bittikten sonra çocuğun mutlaka serbest bir zamanı olmalı.
Çocuklar Nasıl Cezalandırılmalı
Çocuklarına güzel bir eğitim vermek, onları hayata hazırlamak her anne babanın temel hedeflerinden biridir. Devam eden hayat içerisinde çocukların iyi özellikler kazanması, bazı yönlendirmelerle mümkündür. Anne babanın her davranışının, yorumunun, olaylar karşısındaki tavrının ve tepkisinin çocuk üzerinde bir etkisi vardır. Anne-baba-çocuk etkileşimi devam eden çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkileşimin kalitesi, neredeyse çocuğun bütün hayatını etkiler.
6 aylık bir çocuk bile iyi bir şey yaptığında anne babanın göz teması ile onu desteklemesini ister veya kaşlarını çatarak istenmedik bir davranışın ifade edilmesini algılayabilir. Aslında günlük hayat içerisinde anne babalar farkında olmadan da çocuklarını ödüllendirmekte veya cezalandırmaktadırlar.
Bazı durumlarda ise çocuklar hatalı bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman, anne babalarının tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine sebep olmaktadır. Zamanında müdahale edilmeyen hata, devam edecek veya sekil değiştirebilecektir.
Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki göstermesi veya çocuğu tutarsız bir şekilde cezalandırması, ondaki sıkıntıyı artırmakta ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca devamlı kontrol edilmeye çalışılan ve bu kontrol havası içerisinde gerginliğe itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. O nedenle bebekken dahi, anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma sekli önemlidir. Bu uygulama çocuğun kişiliğinde ve sosyal gelişiminde ciddî tesirler bırakır. O nedenle bizi endişelendiren önemli noktalardan birisi de bu konuda anne babaların bilinçsiz bir şekilde uygulamalarda bulunmasıdır. Genelde çocukların yaşları ve yaptıkları hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları uygun olmak ile birlikte genel yaklaşımları; cezalandırmanın aşamalarını ve özelliklerini aktaracağız.
Cezalandırmanın aşamaları ve özellikleri nasıl olmalıdır?
Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekilde ise uyarı şeklinde (bu da bir cezalandırmadır) müdahalede bulunmak gerekir. Bu, yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu, çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.
Yapılan hatanın şiddeti artmış veya sık sık tekrarlanıyorsa çocuk ile yaşına uygun bir şekilde konuşulmalıdır. Bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu, davranışın tekrarı hâlinde zararının neler olacağı çocuğa anlatılmalıdır. Bu davranışın yanlışlığının tarafınızdan istenmediğinin belirtilmesidir.
Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun, anne baba tekrar çocuğu ile sevgiye dayalı ve ılımlı bir ortam oluşturmalıdır. Çocukla aşırı tepkiden ve yargılamadan kaçınarak konuşulmalı; ona, bu davranışın tekrarı hâlinde ne türlü cezalar alabileceği söylenmelidir. Burada da çocuğun yaşı anne babanın bu durumu onunla konuşma tarzı ve üslûbu da önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir, ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeleyecektir.
Konuşma ve cezalandırılma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda, anne babanın ısrarla bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Burada hemen şunu belirtelim; anne babalar kesinlikle yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zaman da hafifletici sebepler ile, bir karşılık sonucunda, affetmelidirler (Örneğin; Ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa: "Odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim." demek gibi).
Cezalandırmanın şekli ise burada önem kazanmaktadır. Bizim önerdiğimiz cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi veya ayrıcalıklarının kaldırılması (TV izleme, bilgisayar oynama, arkadaşları ile bir aktivite vb.) şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması ise son derece sakıncalıdır. Fiziksel cezalar, çocukların anne baba ile ilişkisini zedelemekte ve ortamı daha gergin hâle getirmektedir. Diğer cezalandırma yöntemleri; erken yatma, odasında yalnız olarak iki - üç dakika bekletme yöntemleri olabilir. Cezalandırma, çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ile yapılmalıdır.
Aldığınız bütün önlemlere rağmen, önüne geçilemeyen sıkıntılar için, anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda çocuklarda davranış bozuklukları, karşı gelme, uyum güçlükleri görülebilir.
Bu arada yersiz ve abartılı cezalandırmaya bir örnek verelim: "Tuğçe yedi yaşında bir çocuktur; ilkokul birinci sınıfa gitmektedir. Bir gün okul dönüşü okulda defterini unuttuğunun farkına varır. Bunu anne babasına söylediğinde çok abartılı bir tepki görür. Anne babası, o akşam Tuğçe"ye televizyon izleme konusunda sınırlama getirirler. Tuğçe bu cezadan oldukça etkilenir. İlerleyen süreç içerisinde başka bir gün Tuğçe, yine ödev defterini okulda unutur; bu durumu anne ve babasına söyleyemez. Halbuki ödevlerini bir arkadaşına telefon açarak öğrenebilecekken, daha önceki abartılı tepkiden dolayı anne baba ile olan iletişimini ve kendini ifade etmesini sınırlar." Bu durum Tuğçe"nin uzun vadede, anne ve babasının abartılı tepkilerinden dolayı, onlarla iletişimini negatif etkileyebilir.
Bütün bunların yanı sıra ceza kelime olarak çok hoş olmayan bir kavramdır. Keşke bütün anne babalar, çocuklarının davranışlarını cezalandırma ile değil de ödüllendirme ile şekillendirebilseler. Ceza, türü ne olursa olsun, insanın bilinç altında hoş olmayan duyguları çağrıştıran bir kelimedir. Çocukların başında onlara ceza vermek için fırsat kollayan bir savcı konumunda olmaktan çok, onların cezalarını hafifleten bir avukat olmak daha iyi olacaktır.
Yeni Kardeş Nasıl Açıklanır?
Yeni bir kardeşin geleceğini büyük çocuğunuza anlatırken doğru kelimeleri seçmek çok önemli. Çocuğunuza onu çok sevdiğiniz, bir kardeşin varlığının ona duyulan sevgiyi azaltmayacağını ifade edin. Kardeş sahibi olmanın olumlu yönlerini anlatın.
Mazeret göstermeyin
Bebeğin odasını hazırlarken, giysilerini seçerken çocuğunuzun da fikrini alın. Onun da bu hazırlıklara katılmasını sağlayın. Diyelim ki çocuğunuz sizinle parka gitmek istedi, böyle bir durumda hamileliğinizi bahane göstererek gidemeyeceğinizi söylemek yerine, size de zarar vermeyecek başka bir öneride bulunun. Örneğin birlikte film seyredin. Çocuğunuza daha bebek doğmadan aşırı sorumluluklar yüklemeyin.
Mazeret göstermeyin
Bebeğin odasını hazırlarken, giysilerini seçerken çocuğunuzun da fikrini alın. Onun da bu hazırlıklara katılmasını sağlayın. Diyelim ki çocuğunuz sizinle parka gitmek istedi, böyle bir durumda hamileliğinizi bahane göstererek gidemeyeceğinizi söylemek yerine, size de zarar vermeyecek başka bir öneride bulunun. Örneğin birlikte film seyredin. Çocuğunuza daha bebek doğmadan aşırı sorumluluklar yüklemeyin.
2014 Yılı Bebek İsimleri
Öncelikle bebeğiniz için vereceğiniz ismin anlamlı olmasına çok dikkat etmeniz gerekiyor. Sonuçta kendisine verilen ismi kişi ömrünün sonuna kadar taşıyacaktır. Sizler için bir araştırma yaparak bebeklere verilen en popüler isimler konusunda bilgi sahibi olduk. Eğer sizde popüler bebek isimleri arıyorsanız kız ve erkek bebek isimlerinden oluşan seçenekleri sizler için paylaşıyoruz.
Kız Bebek İsimleri
İstanbul, Talya, Zeynep, Ela, Duru, Yaren, Ceren, Ece, Melis, Naz, Su, Berra, Ecem, Sena, İrem, Azra, Dilay, İdil, Eylül, İpek, Nazlı, Yağmur, Derin, Ilgın, Havin, Nilsu, Kayra, Begüm, İlkin, Tuana, Beril, İlgi, Simay, Pelin, Beren, Mira, Yazmira, Bade, Selin, Simge, Rana, Şimal, Damla, Melike, Pınar, Başak, Özü, İlayda, Elçin, Minel,
Erkek Bebek İsimleri
Emir, Cem, Ege, Çağan, Sarp, Deniz, Yağız, Yiğit, Emre, Kağan, Mert, Görkem, Burak, Meriç, Kutay, Tuna, Baran, Efe, Onur, Doruk, Bartu, Emirhan, Alp, Arhan, Bora, Canberk, Dağhan, Rüzgar, Derin, Toprak, Arın, Aşkın, Çınar, Armağan, Derin, Koray, Barlas, Ada, Atakan, Berk, Ali, Polat, Göktürk, Serhan, Ege, Utku, Berkay, Güney,Kerim
Kız Bebek İsimleri
İstanbul, Talya, Zeynep, Ela, Duru, Yaren, Ceren, Ece, Melis, Naz, Su, Berra, Ecem, Sena, İrem, Azra, Dilay, İdil, Eylül, İpek, Nazlı, Yağmur, Derin, Ilgın, Havin, Nilsu, Kayra, Begüm, İlkin, Tuana, Beril, İlgi, Simay, Pelin, Beren, Mira, Yazmira, Bade, Selin, Simge, Rana, Şimal, Damla, Melike, Pınar, Başak, Özü, İlayda, Elçin, Minel,
Erkek Bebek İsimleri
Emir, Cem, Ege, Çağan, Sarp, Deniz, Yağız, Yiğit, Emre, Kağan, Mert, Görkem, Burak, Meriç, Kutay, Tuna, Baran, Efe, Onur, Doruk, Bartu, Emirhan, Alp, Arhan, Bora, Canberk, Dağhan, Rüzgar, Derin, Toprak, Arın, Aşkın, Çınar, Armağan, Derin, Koray, Barlas, Ada, Atakan, Berk, Ali, Polat, Göktürk, Serhan, Ege, Utku, Berkay, Güney,Kerim
Amazon Yağmur Ormanları Hakkında Herşey
Amazon yağmur ormanları, Amazon Havzası'nın çoğunu kaplayan yağmur ormanıdır. Yaklaşık beş buçuk milyon kilometrekarelik bir alanı kaplar. Amazon ormanları dünyada kalan yağmur ormanlarının yarısından fazlasını oluşturur ve dünyanın en büyük ve en fazla türe sahip olan ormanıdır.
Brezilya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Bolivya, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası olmak üzere dokuz ülkenin sınırları içerisinde bulunur.
Brezilya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Bolivya, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası olmak üzere dokuz ülkenin sınırları içerisinde bulunur.
Bora Bora Adası Hakkında Bilinmeyenler
Gerçek olamayacak kadar güzel bir ada; Pasifik Okyanusu’nun ortasında bir zümrüt. Beyaz kumları, turkuaz rengi berrak sularıyla özellikle yeni evli çiftlerin vazgeçilmez mekânı Bora Bora...
Moraine Gölü - Kanada Hakkında
Kanada'daki Banff Milli Parkı'nda, buzullarla beslenen bir göldür. Çevresi Wenkchemna Range'nin on dağ zirvesi ile çevrili Valley of the Ten Peaks adlı vadide, 1.884 m yükseklikte bulunur.
En İyi Tropik Adalar Serisi : Seyşeller
Seyşeller’i tek bir kelimeyle özetlemek mümkün: biraz... Biraz beyaz kumsal, biraz turkuaz rengi su, biraz yağmur ormanı, biraz cennet ada... İsteyebileceğiniz her şey için sadece biraz.
Hint Okyanusu’nda Madagaskar’ın batısında yaklaşık 115 adadan oluşan Seyşeller, hem bedeninize hem ruhunuza hitap edecek bir tatil vaat ediyor. Seyşeller’e geldiğinizde konaklayacağınız ada tercihini yapmanız önemli çünkü büyüklükleri, coğrafi konumları ve bitki örtüsü özellikleri bakımından adaların her biri kendine has özelliklere sahip.
Hint Okyanusu’nda Madagaskar’ın batısında yaklaşık 115 adadan oluşan Seyşeller, hem bedeninize hem ruhunuza hitap edecek bir tatil vaat ediyor. Seyşeller’e geldiğinizde konaklayacağınız ada tercihini yapmanız önemli çünkü büyüklükleri, coğrafi konumları ve bitki örtüsü özellikleri bakımından adaların her biri kendine has özelliklere sahip.
En İyi Tropik Adalar Serisi : Maldivler
26 mercan adasının etrafını çevrelediği 1.200 civarında büyüklü küçüklü adacıktan oluşan Maldivler tam anlamıyla bir cennet. Maldivler’in bembeyaz incecik tanelerden oluşan kumsalları bu tropik adayı diğer adalardan ayıran en önemli özellik. Maldivler özellikle balayı çiftlerin ilk tercihlerini oluşturuyor.
En İlginç Bilgiler
1- Dudaklar parmak uclarına nazaran 100 kat daha hassastırlar.
2- Güvenilir insanların daha utangac oldukları kanıtlanmıstır.
3- Mavi gözlü insanlar karanlıkta daha iyi görürler.
4- Müzik sadece duygularınızı değil dünya görüsünüzü de değistirir.
5- Bill Gates tüm calısanları tembeldir cünkü sadece tembeller her isi kolaylıkla cözmenin yolunu bulabilir.
6- Müzik dinleyerek daha hızlı kosmanız mümkündür.
7- Starbucks bazı kahvelerinin aromasında böcek kullanmaktadır.
8- Gece gec saate kadar uyanık kalanlar diğerlerine nazaran daha zekidirler.
9- Beyniniz geceleri daha aktiftir.
10- Ördek dünyanın en zararsız hayvanıdır.
11- Yemeklerin ağzımızdan midemize yetismesi yaklasık 7 saniye sürer.
12- Bir salyangoz 3 yıl aralıksız uyuyabilir.
13- Kirmizi isikli bir odada beyaz ping pong topuyla oynarsaniz kisa sure sonra halusinasyon gorebilirsiniz.
14- Kahvaltı yapan öğrenciler sınavlarda daha yüksek notlar alırlar.
2- Güvenilir insanların daha utangac oldukları kanıtlanmıstır.
3- Mavi gözlü insanlar karanlıkta daha iyi görürler.
4- Müzik sadece duygularınızı değil dünya görüsünüzü de değistirir.
5- Bill Gates tüm calısanları tembeldir cünkü sadece tembeller her isi kolaylıkla cözmenin yolunu bulabilir.
6- Müzik dinleyerek daha hızlı kosmanız mümkündür.
7- Starbucks bazı kahvelerinin aromasında böcek kullanmaktadır.
8- Gece gec saate kadar uyanık kalanlar diğerlerine nazaran daha zekidirler.
9- Beyniniz geceleri daha aktiftir.
10- Ördek dünyanın en zararsız hayvanıdır.
11- Yemeklerin ağzımızdan midemize yetismesi yaklasık 7 saniye sürer.
12- Bir salyangoz 3 yıl aralıksız uyuyabilir.
13- Kirmizi isikli bir odada beyaz ping pong topuyla oynarsaniz kisa sure sonra halusinasyon gorebilirsiniz.
14- Kahvaltı yapan öğrenciler sınavlarda daha yüksek notlar alırlar.
Galata Kulesi ve Hezarfen Ahmet Çelebi
Galata Kulesi, İstanbul'un Galata semtinde bulunan ve şehrin en önemli sembollerinden biri olan 528 yılında inşa edilmiş bir kuledir. Kuleden İstanbul Boğazı, Haliç ve İstanbul, panoramik olarak izlenebilmektedir.
Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olup, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiştir. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiştir. Sultan III. Murat'ın müsaadesiyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuş, ancak bu rasathane 1579'da kapatılmıştır.
17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuştur.
1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. Yangın, ahalinin duyabilmesi için büyük bir davul çalınarak haber verilmekteydi. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmıştır. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmıştır.
Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olup, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiştir. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiştir. Sultan III. Murat'ın müsaadesiyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuş, ancak bu rasathane 1579'da kapatılmıştır.
17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuştur.
1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. Yangın, ahalinin duyabilmesi için büyük bir davul çalınarak haber verilmekteydi. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmıştır. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmıştır.
Kısa Bir Hikaye Molası
İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.
...
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli ; Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.
İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller' e aitti,yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller' e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi.Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı. Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti. Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.
Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.
...
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli ; Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.
İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller' e aitti,yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller' e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi.Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı. Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti. Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.
Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.
Batı Hun İmparatoru Atilla'nın Mezarı
Attila'nın mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Cenazesine katılanlar, mezarın yerinin bilinmemesi için öldürülmüştür. Ama tarihçiler arasında Tuna Nehri'nin yatağının bir süreliğine değiştirildiğine ve hazineleriyle birlikte Attila'nın nehrin altına gömüldüğüne, daha sonra da nehir yatağının eski haline getirildiğine dair yaygın bir inanış vardır. Nehrin aşırı uzunluğundan ve bir çok ülkeden geçtiği için bürokratik sorunlar çıkacağından kazı çalışması yapılamamaktadır.
Priskos'un anlattığına göre daha sonra Attila'nın mezarının başında strava denilen cenaze yemeği yenmiş ve defin törenine başlanmıştır. Attila'nın cesedi birbiri ardına üçtabuta kondu. Bunlardan birincisi altın, ikincisi gümüş, üçüncüsü ise demirdendi. Bu, güçlü kralın üçüne de değdiğini göstermek içindi. Demir, kavimleri yendiğinin, altın vegümüş ise her iki Roma imparatorluğunda kazandığı mevkinin işareti idi. Gömme işigeceleyin ve gizlice oldu. Savaşta düşmandan alınan silâhlar, değişik taşlarla süslü altın işlemeli at koşum takımları ve krallığını gösteren değişik şeyler onunla birlikte mezarakondu. Bunlar onun sarayını süslüyorlardı. İnsana has aç gözlülüğü, bir büyük ve değerlihazineden uzak tutmak, kabrin yerini hiç kimsenin bilmemesi için mezarı kazanlar da öldürüldü.
5000 köle Attilanın mezarı için Tizsa nehrinin yatağını değiştiriyor. Ardından kuru nehir yatağında bir çukur açılıp tabut içine indiriliyor. Ardından baş şaman tarafından beyaz kutsal bir toz ile üzerleri kaplanan okçular köleleri öldürmeye başlıyorlar. Temizlik bitince okçulara 24 saat durmaksızın mezar artlarında kalacak şekilde at koşturmaları emrediliyor. Ardından bentte yıkılarak nehrin yatağında akmasına olanak veriliyor.
Bir Macar kaynak ise bazı olasılıklar üzerinde duruyor. Akademik uzmanlara göre Attila'nın mezarının bulunması mümkün değil. Ancak amatör yada profesyonel bazı araştırmacılar aksini iddaa ediyorlar.Fakat bunda da zaferi tek bir yerleşim yada yöre sahiplenemiyor. Macar ovasının güneyindeki Zsadany köyü bunlardan biri. Olası mezar alanları Pilis Dağlarının olduğu yerde mevcut. Araştırmacı Peter Noszlopi Nemeth' e göre üzerinde Kral Arpad'ın kalesinin bulunduğu yaklaşık 500 m.lik bir tepe daha önceden de Attilanın kalesi imiş.(Bu tepe de Dobogóko adlı bir yerleşimin yakınlarında)
Bir diğer yer Tápiószentmárton . Burada bazı kalıntılar 1993 yılında bulunmuş. Ören yeri bir dönemler Sovyetlerce askeri hava alanı olarak kullanılmış. Varşova paktı çökünce boşaltılan kamp ve yöresindeki araştırmalarda pek çok parça bulunmuş.
Priskos'un anlattığına göre daha sonra Attila'nın mezarının başında strava denilen cenaze yemeği yenmiş ve defin törenine başlanmıştır. Attila'nın cesedi birbiri ardına üçtabuta kondu. Bunlardan birincisi altın, ikincisi gümüş, üçüncüsü ise demirdendi. Bu, güçlü kralın üçüne de değdiğini göstermek içindi. Demir, kavimleri yendiğinin, altın vegümüş ise her iki Roma imparatorluğunda kazandığı mevkinin işareti idi. Gömme işigeceleyin ve gizlice oldu. Savaşta düşmandan alınan silâhlar, değişik taşlarla süslü altın işlemeli at koşum takımları ve krallığını gösteren değişik şeyler onunla birlikte mezarakondu. Bunlar onun sarayını süslüyorlardı. İnsana has aç gözlülüğü, bir büyük ve değerlihazineden uzak tutmak, kabrin yerini hiç kimsenin bilmemesi için mezarı kazanlar da öldürüldü.
5000 köle Attilanın mezarı için Tizsa nehrinin yatağını değiştiriyor. Ardından kuru nehir yatağında bir çukur açılıp tabut içine indiriliyor. Ardından baş şaman tarafından beyaz kutsal bir toz ile üzerleri kaplanan okçular köleleri öldürmeye başlıyorlar. Temizlik bitince okçulara 24 saat durmaksızın mezar artlarında kalacak şekilde at koşturmaları emrediliyor. Ardından bentte yıkılarak nehrin yatağında akmasına olanak veriliyor.
Bir Macar kaynak ise bazı olasılıklar üzerinde duruyor. Akademik uzmanlara göre Attila'nın mezarının bulunması mümkün değil. Ancak amatör yada profesyonel bazı araştırmacılar aksini iddaa ediyorlar.Fakat bunda da zaferi tek bir yerleşim yada yöre sahiplenemiyor. Macar ovasının güneyindeki Zsadany köyü bunlardan biri. Olası mezar alanları Pilis Dağlarının olduğu yerde mevcut. Araştırmacı Peter Noszlopi Nemeth' e göre üzerinde Kral Arpad'ın kalesinin bulunduğu yaklaşık 500 m.lik bir tepe daha önceden de Attilanın kalesi imiş.(Bu tepe de Dobogóko adlı bir yerleşimin yakınlarında)
Bir diğer yer Tápiószentmárton . Burada bazı kalıntılar 1993 yılında bulunmuş. Ören yeri bir dönemler Sovyetlerce askeri hava alanı olarak kullanılmış. Varşova paktı çökünce boşaltılan kamp ve yöresindeki araştırmalarda pek çok parça bulunmuş.
Kuşlar Gerçekten Islanmaz Mı?
Kuşlar gagalarında ürettikleri yağı alarak tüylerine sürer. Bu da suyun yağı geçerek tüylere ulaşmasını engeller. Yani kuş tüyleri suya dayanıklıdır.Kuşlar ıslanmazlar.
Neden Soğan Doğramak Ağlatıyor?
Soğan doğrandığında havaya lachrymatoryfactor isimli bir enzim yayılıyor ve bu da göz kaşıntı yapıyor. Göz ise kendini savunmak için gözyaşlarını kullanıyor
Filler Nasıl Ölürler?
Fillerin ölüm zamanı çok ibret vericidirFiller önceden hissederler ve acı çığlıklar atarak yakındaki bir mağaraya doğru yola çıkarlar.O çığlığı duyan civardaki fillerde mağaranın ağzında toplanırHer biriyle vedalaşıp adeta "hellallik" alan fil kendi ailesiyle başbaşa kalırBaşlarını ve kuyruklarını birbirine sürterek gözlerinden yaş dökerler
Sonra arkasına bakmadan ağır adımlarla mağaraya yönelirArkadaşları veya ailesinden biri gelmek isterse engellenirVe fil mağarada hayatına son verir
Sonra arkasına bakmadan ağır adımlarla mağaraya yönelirArkadaşları veya ailesinden biri gelmek isterse engellenirVe fil mağarada hayatına son verir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)